← Hüsnü Gülzari Efendi (Ks)
AY
Hüsn-i Gülzari, aslen Çorum'un Alaca ilçesine bağlı Manişar (Akçaköy) köyünde ticaret ve hayvancılık yapan bir ailedendir. Dedesi Ali Efendi (ö. 1916),
babaannesi ise Elif Hanım (6.
1913)'dır.29 Ali Efendi hayvanlarını
otlatmak için Müdü (Bağcılı) köyüne gelmiş ve bölgeyi hayvancılık yapmak için uygun gördüğü için buraya yerleşmiştir. Mensup olduğu ailenin dînî hassasiyetleri doğal olarak Gülzari'nin de hayatına
yansımıştır. Babasının talebiyle iyi bir medrese eğitimi alan Gülzári, tasavvufa yönelmiş ve çocuklarını da bu tasavvufi ortam içerisinde
yetiştirmiştir.
Hüsn-i Gülzări medrese tahsili
sonrası camilerde hatip olarak görev yapmaya başladı. Fıkıh ilmini çok iyi bilirdi. Etkili bir hatipti. Uzun yıllar
medreselerde ders.
kitabı olarak da okutulan ve Anadolu. halkının elinden düşürmediği Yazıcıoğlu Mehmet
Çelebi (6: 855/1451)'nin
"Muhammediye" ve Yazıcıoğlu
Ahmed Bican(o:
870/1466)'ın "Ahmediye" (Enväru'l-Åşıkin) adlı eserlerini kendisi sürekli okur ve Eyyüp Fatih Şağban, İpek Yolu, Göksu Ofset, İstanbul 2002, s. 17; Şağban, Gülzan
Hüsnüya, s. 18.
15
hatiplik yaptığı camilerde halka. anlatırdı. Bu eserleri okuduğunda manevi feyiz aldığını
belirterek herkesin okuması gerektiğini söylerdi. 52 Kırıkkale ilinin Hüseyin Beyobası'nda yaşayan Seyyit Hasan Necati
Efendi'nin
alim bir zat olduğunu duyan Gülzárí
Müdü Köyü Cami'sinde hatip olarak
görev
yaparken Hasan Efendi'yi ziyaret
etmek ve tanımak ister. Maneviyatta aldığı bir emirle Haydar Pehlivan, Koca Halil ve birkaç arkadaşıyla birlikte Kırıkkale'nin Delice İlçesi'nin Sarıkaya Köyü'ne irşat için
gelen Seyyit Hasan Necati Efendi'yi
ziyarete
gider.
Yolculuk esnasında Gülzarînin
arkadaşları sen älimsin, sen intisap
edersen biz
de seninle birlikte intisap ederiz,
derler. Sarıkaya köyüne vardıklarında Hasan Efendi'yi ziyaret ederler. Öğle ezanı okunur ve oradaki cemaat camiye giderler.
Hüsn-i Gülzári
şeyhin kerametinin olup olmadığını
düşünerek oradan ayrılmaz. Bu sırada
Hasan Necati
Efendi: "Oğul, keramet göreceğim.
diye namazdan, cemaatten
kalacaksın. Çalış,
kerametin kendinden olsun. Haydi,
şimdi birlikte camiye gidelim" der. Bu
olaydan ve
Hasan Efendi'nin halinden etkilenip
utanan Hüsn-i Gülzári, camiden
çıktıklarında
arkadaşları ile birlikte Seyyit Hasan
Necati Efendi'ye gönlünde hiçbir
tereddüt
kalmadan intisap eder. Önce
medrese eğitimi
alan Gülzári, bu eğitim kendini
yeterince tatmin etmediği için Seyyit Hasan Necati nin zikir halkasına girip O'nun irşad ve terbiyesine teslim olmuştur. İlim ehli
olan Gülzări
tasavvufa olan isti'dadı ile birlikte
Sülük yolunda on iki esma ile meşgul
olmuş, hayli
zaman ibādāt, riyázát ve mücahede
ile vaktini geçirmiş, şeyhine karşı
muhabbeti ve
teslimiyetiyle birlikte şeyhinin
muhabbetini kazanmıştır.
Seyyit Hasan Necati Efendi'den irşad icazeti alan ilk isim Mehmet Aslıyüce Efendi (ö. 1343/1926)'dir. Mehmet
Efendi 1861 yılında günümüz
itibariyle
Kırıkkale'nin Delice ilçesine bağlı
Büyük Yağlı Kasabası'nda doğmuştur.
Asılları
Türkmendir. Zühtü Efendi, Kırşehir'in
Himmetuşağı Köyü'nden Büyük Yağlı Kasabası'na göç eden Himmetoğulları ailesine mensuptur. Babasının ismi Mustafa
Efendi'dir. İyi bir medrese eğitimi
aldığı ve hafız olduğu bildirilmiştir.
Kendisi gibi
älim olan Yusuf Efendi ile birlikte otuz
sene Büyük Yağlı Kasabası'nda hem
Kur'ân
hem de tekke hizmeti vermişlerdir.
Mehmet Efendi'nin yaşı itibariyle iri
yanı heybetli esmer bir zat olduğu ve
Hüsni
Gülzári ile aralarında deruni bir
muhabbetle birbirlerini zaman zaman
ziyaret ettikleri
nakledilir. Vefatına yakın dönemde
Mehmet Efendi dervişiyleriyle Hüsn-i
Gülzari'yi
ziyaret etmiş. Bu ziyarette Gülzārīnin
oğlu Kadir Efendi heybetli ve
muhabbetli
gördüğü Mehmet Efendi'ye hürmet
ve muhabbetle yönelmiş ve hizmet
etmiştir. Bu
durum üzerine Mehmet Efendi şöyle
demiştir. "Oğlum Kadir, Allah'ın aşkı
kimini
şişirir, kimini pişirir. Beni şişirdi babanı
da pişirdi. Sen yönünü babana dön,
ben de
dervişlerimi babana teslim etmeye
geldim. Benim vaktim yakındır," dediği
nakledilmektedir.
Çok kısa bir zaman sonra Mehmet
Efendi hastalanır ve Hüsn-i
Gülzari'nin
Mehmet Efendi'yi ziyaretinde zikir
meclisi kurulur ve Hak esmasına
gelindiğinde
Mehmet Efendi vefat eder.
Nakledildiğine göre Hasan Necatî
Efendi ve Hüsn-i Gülzari
yıkama ve defin işlerini birlikte
yapmışlar ve Mehmet Efendi 1926
yılında Büyük Yağlı
Kasabası'na defnedilmiştir.
Şeyhinden önce vefat eden Mehmet
Efendi yerine halife
bırakmamıştır.
Mehmet Zühdi Efendi'nin vefatından
sonra Gülzári ye hilafet makamına
geldiği
ve vazifelendirileceği söylendiğinde "şeyhim beni kanatsız uçuracak" diyerek ağladığı nakledilir. Kanaatimizce bu tavır
Gülzari'nin hilafet makamının
ağırlığını bildiğinin
işaretidir.
Hüsn-i Gülzári 1930 yılında Seyyit
Hasan Necati Efendi'den irşad icazeti
almıştır.68 İcazet almasıyla birlikte
irşad faaliyetlerine başlamış ve bu
devir Imam
Hüseyin devri olacak diyerek
tekkesini yıkıp oda şeklinde tekrar
yaptırmıştır. Sungurlu Delice
yol güzergahı üzerinde bulunan
köy odasında hem yolculara hizmet
vermiş hem
de irşad faaliyetlerini devam
ettirmiştir.
Imamlık vazifesini çok seven Gülzárí
bu vazife karşılığında ücret talep
etmediği
gibi caminin masraf ve giderlerini
de karşıladığı nakledilir. Sakin yapılı,
yumuşak huylu
ve yardım sever olduğu için herkes
tarafından sevilirmiş. Kur'ân okuyuşu,
dinleyenlere
tesir edermiş. Çoğu zaman
namazlardan sonra Şürä suresinin
son ayetlerini okurmuş.
Hüsn-i Gülzārīnin yaşadığı çevrede sevilen, ilmine itibar edilen, güvenilen, inanılan ve hükmüne razı olunan bir insan olarak toplumsal barış ve
huzurun
sağlanmasında önemli bir yere sahip.
olduğu ve aynı zamanda ihtiyaç
sahiplerinin de
müracaat ettiği bir mekân olarak
oluşturduğu evinin büyük bir
odasında, ihtiyaç
sahiplerinin maddi ve
manevi ihtiyaçlarını gördüğü
nakledilmektedir.
Hüsn-i Gülzari'nin odası hem
konaklama hem zikir hem de sohbet
için
kullanılırmış. Evine çok sık misafir
gelir ve gelen misafirleri en iyi şekilde
ağırlamaya
çalışırmış ve bu odadaki berekete
gelenler şahit olurlarmış. Ortaya bir
miktar yemek
gelir ve odasında hizmet eden
Süleyman Efendi (Sülük Dede) acaba
bu yemek
misafirlere yetecek mi diye
düşünmesine rağmen, yemekler yenir
ve doyulurmuş.
Gülzári, bazen oğlum Süleyman yemeğin suyunu çok koyun dediğinde
Süleyman
Efendi çok sayıda misafirin geleceğini anlarmış ve düşündüğü gibi olurmuş.
Seyyid Hasan Necati Efendi
yaşadıkları dönemin tarikatlar
açısından sıkıntılı bir
dönem olduğunu söyleyerek,
Gülzari'yi uyarmış ve O'na şu
tavsiyede bulunmuştur.
"Oğlum biz ders isteyenlerin
isti'datına bakardık, kabul edilirlerse
de genellikle bir gün
sonra tarikat dersi verirdik. Şimdi
Cumhuriyet dönemindeyiz ve sen
ders isteyen
herkese ders ver. İki kişi gelse de
birine ders verip diğerine vermesen
seni şikayet
edebilir."
Yaşadığı dönem dini hayatın
yaşanması konusunda zor bir dönem
olsa da
Gülzări asla pes etmez ve her daim.
irşad faaliyetlerine devam eder. Gülzari'nin amcasının torunu Bahri Tanrıkol ilk Kur'ân ve tecvit eğitimini köyün
derelerinde ve
bahçelerinde çok zor şartlar
içerisinde Hüsn-i Gülzárí den aldığını
dile getirmiştir.
Hüsn-i Gülzari torunları olan
Hacı Efendi ve Necati Efendi'nin
düğünlerinde
katılım çok fazla olduğu için çevre
köylere
de misafirler dağıtılmış,
tarlalarda ve köyün
tepelik bölümlerinde de zikir halkaları
kurulmuştur. Düğün bile olsa icra
ettiği
periyodik zikir halkasını da ihmal
etmemiştir. Hüsn-i Gülzări her ne
kadar baskı ve
durmamıştır.
Netice itibariyle, hayatını Kur'ân ve
İrşad hizmetine adamış olan Hüsn-i
Gülzári
bir taraftan yokluk ve hayatın
zorluklarına, diğer taraftan da devletin
baskı ve
sıkıştırmalarına maruz kalmıştır. Ancak her dönemde say ve gayretiyle çevresine ve tüm
insanlara İslam'ı anlatmaya ve
insanları irşada çalışmıştır
Hüsnü Gülzârî Hazretleri.html Hüsnü Gülzârî Hazretleri (Hüsnü Gülzâr), Uşşâkıyye tarikatının silsilesinde özellikle Balkanlar ve Trakya hattında irşat faaliyetlerini sürdürmüş, Necati Dede ve Hüseyin Kanber Hazretleri ile aynı manevi kaynaktan beslenmiş, 20. yüzyılın müstesna gönül erlerinden biridir. 1. Kökeni ve "Gülzârî" Nisbesi Hüsnü Efendi, aslen Batı Trakya (Gümülcine) kökenlidir. "Gülzârî" lakabı, tasavvufi terminolojide "gül bahçesine ait olan" anlamına gelir. Bu nisbe, onun hem mürşidinin manevi bahçesinde yetişmiş bir gül olduğunu hem de etrafına yaydığı güzel ahlak ve manevi kokuyu simgeler. 2. Manevi İntisabı ve Eğitimi Genç yaşlarından itibaren ilahi aşkın ateşiyle yanan Hüsnü Efendi, Uşşâkî silsilesinin büyük mürşidlerine intisap etmiştir. Hizmet ve Sadakat: Dergâhta uzun yıllar en alt kademeden başlayarak hizmet etmiş, mürşidinin her emrini baş tacı ederek seyr-i sülûkunu (manevi eğitimini) tamamlamıştır. İcazeti: Manevi kemalata erdikten sonra kendisine verilen irşad izniyle, çevresindeki insanlara Allah yolunu ve Resulullah sevgisini anlatmaya başlamıştır. 3. İrşat Üslubu ve Kişiliği Hüsnü Gülzârî Hazretleri, kelimenin tam anlamıyla bir "edep ve haya" abidesiydi. Sessiz İrşat: O, sadece konuşarak değil, "hal diliyle" irşat ederdi. Yanında bulunanlar, onun sadece sükûtundan ve vakarından bile manevi feyz alırlardı. Şefkat ve Merhamet: Talebelerine karşı bir babadan daha şefkatli davranır, onların hem dünyevi hem de manevi sıkıntılarıyla bizzat ilgilenirdi. İhlas: Yaptığı her işi sadece Allah rızası için yapar, gösterişten ve şöhretten şiddetle kaçınırdı. 4. Uşşâkîlik Yolundaki Yeri Uşşâkîliğin Balkanlar ve Anadolu arasındaki o kopmaz bağını temsil eden zatlardandır. Özellikle Gümülcine ve çevresinden Türkiye'ye göç eden muhacir kardeşlerimizin manevi olarak ayakta kalmasında, geleneksel Uşşâkî adabının korunmasında büyük emeği vardır. 5. Vefatı ve Manevi Mirası Hüsnü Gülzârî Hazretleri, ömrünü zikir ve şükürle tamamlayarak bekâ alemine irtihal etmiştir. Kabri şerifi, sevenleri tarafından hürmetle ziyaret edilmektedir. O, arkasında mal mülk değil; "ölmeden önce ölünüz" sırrına ermiş dervişler ve sönmeyen bir aşk meşalesi bırakmıştır.