Buhara'da doğdu. Hayatı hakkında bilgi veren oğlunun torunu ve Zeyl-i Şekäik müellifi Uşşākīzāde İbrahim Hasib doğumuyla ilgili olarak herhangi bir tarih vermez. Uşşākī meşâyihinden Ahmed Hüsâmeddin Efendi'nin Hüsameddin Uşşākī için yazdığı bir manzumede doğum tarihi olarak verdiği 880 (1475) yılı sonraki müelliflerce de kabul görmüştür.
Hüsameddin Uşşākī ilk dinī bilgileri ticaretle uğraşan babasından aldı. Onun ölümünden sonra bir süre ticaretle meşgul oldu. Daha sonra gördüğü bir rüya üzerine kendisine kalan mirası kardeşine bağışlayıp tasavvufa yöneldi ve Anadolu'ya gidip Uşak'ta Halveti şeyhlerinden Emir Ahmed-i Semerkandi'ye intisap etti. Ancak Anadolu'ya gidip tarikata intisap ettiği ve hilafet aldığı tarihler belli değildir. Şeyh Ahmed Hüsameddin, sözü edilen manzumesinde onun Anadolu'ya gelmeden önce memleketinde Nûrbahşiyye ve Kübreviyye şeyhlerinden feyiz aldığını, 930 (1524) yılında şeyhlik makamında bulunduğunu söyler. Yukarıda verilen doğum tarihi doğru kabul edilirse Hüsâmeddin Uşşâkī bu yıllarda elli yaşlarında olmalıdır. Hüseyin Vassaf ve Sadık Vicdânî şifahi rivayetlere dayanarak şeyhine Erzincan'da intisap ettiğini ve onun emriyle Uşak'a gidip yerleştiğini ifade ederler.
II. Selim'in oğlu Şehzade Murad Manisa valisi iken Hüsâmeddin Uşşaki'ye bir mektup göndererek tahtın kendisine nasip olması için dua etmesi ricasında bulunmuş, gönderilen kişi daha mektubu teslim etmeden şeyh, "Şehzade İstanbul'a doğru yola çıksın, şu vakit Osmanlı tahtına oturacaktır" demişti. Bu sözün gerçekleşmesi üzerine III. Murad tarafından İstanbul'a davet edilmiştir (Uşşākīzāde İbrâhim, s. 34). III. Murad Ramazan 982'de (Aralık 1574) padişah olduğuna göre Hüsâmeddin Efendi Uşak'ta yaklaşık elli yıl kadar kalmıştır. Bu durumda İstanbul'a geldiğinde 100 yaşlarında olmalıdır. İstanbul Aksaray'da kendisine
tahsis edilen bir konağa yerleşen Hüsâmeddin Uşşākī, ziyaretçilerinin giderek çoğalması üzerine padişahtan izin isteyip Uşak'a dönmeyi talep etmişse de bu arzusu kabul edilmemiş, III. Murad şeyhe Kasımpaşa'da bir tekke yaptırarak İstanbul'un bu sakin bölgesinde ikametini sağlamıştır. Daha sonra Uşşâkıyye tarikatının âsitânesi olan bu tekkede ölümüne kadar irşad görevinde bulunan Hüsâmeddin Uşşākī hac dönüşü Konya'da vefat etti; cenazesi İstanbul'a getirilerek tekkesine defnedildi.
Şeyh Ahmed Hüsameddin'in, "Kendi pîrinden alıp irşadı pes / Hem dahi Ümmî Sinan etmiş nefes" mısraından, Hüsameddin Uşşākīnin Halvetiyye'nin Sinâniyye kolunun kurucusu İbrahim Ümmi Sinan'dan da icâzet aldığı anlaşılmaktadır. Ümmi Sinan 976'da (1568) vefat ettiğine göre Hüsâmeddin Uşşākī bu tarihten önce Uşak'ta onunla görüşmüş olmalıdır. Hüseyin Vassâf, Uşşâkī Tekkesi'nde Hüsâmeddin Uşşākīye ait eşyalar arasında Sinânî tac ve hırkanın da bulunduğunu söyler.
Hüsâmeddin Uşşâkî'nin tarikat silsilesi Halvetiyye'nin ana kollarından Ahmediyye'nin kurucusu Yiğitbaşı Ahmed Şemseddin Efendi'ye ulaşır. Kurucusu olduğu Uşşâkıyye tarikatından Edirneli Cemâleddin Uşşaki'ye (ö. 1164/1751) nisbet edilen Cemâliyye, Cemâliyye'den de Salahaddin Uşşâkīye (ö. 1197/1783) nisbet edilen Salähiyye ve Câhidī Ahmed Efendi'ye (ö. 1070/1659) nisbet edilen Câhidiyye şubeleri meydana gelmiştir.
Halvetiler arasında büyük öneme sahip olan Yahyâ-yı Şirvanî'nin "Virdü's-settår"ına Hüsâmeddin Uşşākī bazı ilaveler yapmıştır. Tertip ettiği "Evrådü'l-kebir", "Hizbü't-tahrir ve Ahzabü'l-üsbüïyye" adlı evrådın bir kısmı Gümüşhanevinin Mecmű atü'l-ahzab'ında bulunmaktadır (1, 306-405). Şeyh Ahmed Hüsameddin'in manzumesindeki ifadelerinden bir divanı olduğu anlaşılmaktaysa da herhangi bir nüshasına rastlanmamıştır. Sultanahmet'teki Kaygusuz Dergâhı'nın şeyhi Şevki Efendi Hadâiku'l-envår adlı eserine Hüsâmeddin Uşşâkî'nin bir mısraını iktibas etmiş, bu mısra Hüseyin Vassaf tarafından tahmis edilmiştir (Sefine, IV, 182).
Hüsâmeddin Uşşakīnin Mustafa (Atâî, s. 713), Abdülaziz (Uşşākīzāde İbrâhim, s. 35) ve Abdürrahim (a.g.e., s. 432-434) adlarını taşıyan üç oğlu ilim yolunu tercih ederek çeşitli yerlerde kadılık görevinde bulunmuşlardır. Zeyl-i Şekäik müellifi Uşşākīzāde İbrâhim Hasib, Abdürrahim'in torunudur.
BİBLİYOGRAFYA
Atâî, Zeyl-i Şekäik, s. 713; Uşşâkīzâde İbrahim, Zeyl-i Şekäik (nşr. H. J. Kissling), Wiesbaden 1965, s. 31-36, 432-434, 477-481; Müstakimzāde, Risale-i Taciyye, IU Ktp., TY, nr. 6700, vr. 142a; Harīrīzāde, Tibyân, II, vr. 290a, 292a; Gümüşhanevi, Mecmű atü'l-ahzab, İstanbul 1311, 1, 306-405; Tomar-Halvetiyye, s. 103-106; Hüseyin Vassåf, Sefine, IV, 179-184; Zäkir Şükrü, Mecmûa-i Tekāyā (Tayşi), s. 42; Mehmed Hazmi [Tura], "Hüsâmeddin-i Uşşākī", Ceride-i Sûfiyye, sy. 146, İstanbul 24 Temmuz 1334, s. 440-442.
MEHMET AKKUŞ, "HÜSAMEDDİN UŞŞAKI", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr /husameddin-ussaki (08.01.2020).
Evliyânın büyüklerinden ve Uşakilik tarikatının kurucusu. İsmi Hasan, lakabı Hüsamettin'dir. 1475 (H.880) senesinde Buhârâ'da doğdu. Soyu hazret-i Hüseyin'e ulaşır. Hacı
Teberrük isminde bir tüccarın oğludur. Anadolu'ya gelip, Uşak'ta yerleştiği için "Uşaki" denildi. Hüsamettin Uşäki, ilk tahsilini babasının nezáret ve himayesinde
tamamladı. Babasının vefatı üzerine ticaretle meşgül olmaya başladı. Üzüntü içinde uyuduğu bir gece,
rüyasında ona; "Boş yere ticaretin zahmetini çekmek, hakikat ehli için zarar ve ziyandır. Arzun âhiret ticareti, yâni Allahü teâlâya kavuşmak olsun. Gáyen sonsuz sermayeyi elde etmek ise, dünya mallarından yüz çevirip, Anadolu'nun güzel şehirlerinden Uşak'ta oturan Seyyid Ahmed-i Semerkandi hazretlerine varıp teslim ol. Uzlet köşesine çekilip, dâima Rabbin ile bulun!" denildi.
KUTBUL AFAK GAVSUL UŞŞAK, HATEMEN PİR NESLİ PAK PİR SEYYİD HASAN HÜSAMEDDİN UŞŞAKİ (ksa)
İşte bu manevi işäretten ve almış olduğu emirden sonra kendinde bir başkalık hisseden Hüsamettin
Uşaki hazretleri, bir an önce bu záta
kavuşmak arzusu ile yanıp tutuşmaya başladı. Babasından mírás kalan bütün mallarını, servetini ve kurulu ticaret düzenini kardeşi Mahmüd Çelebi'ye bağışlayıp, kalbinden dünya
sevgisini uzaklaştırdı. Durmadan içini yakan aşk ateşinin tesiri ile, yaya olarak Buhâra'dan ayrılıp yola çıktı. Aylarca süren zahmetli ve meşakkatli yolculuklardan sonra, Erzincan
vilâyetine geldi. O sırada Erzincan'da
bulunan Seyyid Ahmed-i Semerkandi
hazretleri ile karşılaşıp ona bağlanarak, sâdık bir talebesi oldu. Sonra hocası ile birlikte Uşak'a giderek oraya yerleşti. Hakîkî rehber
olan bu büyük âlime bağlılığının
kuvveti sayesinde kemâle kavuşup, evliyālığın yüksek derecelerine ulaştı. Seyyid Emîr Semerkandî hazretleri, kısa zamanda evliyâlık makâmına yükselen Hüsamettin-i Uşaki'ye, aldığı
mânevi emir üzerine hiläfetnäme verdi. Hocası Seyyid Ahmed-i Semerkandi'nin âhirete irtihälinden sonra, onun yerine geçti ve talebe. yetiştirmeye başladı. Kısa zamanda ismi güneş gibi parladı ve şöhreti çok uzaklara yayıldı.
O sırada devrin padişahı, Sultan İkinci Selîm Hân idi. Padişahın iki oğlundan biri olan Şehzade Murád, Manisa'da vāli idi. Şehzade Murad, Hüsamettin-i Uşaki hazretlerine, kendisinin sultân olup olmayacağını anlamak üzere,
bir mektupla hizmetçisini Uşak'a gönderdi. Uşak'a varan haberci, doğruca Hüsamettin-i Uşaki'ye
giderek, huzura kabûl edilmesini ricâ etti. Huzūra kabül edilen haberci, daha mektubu Hüsamettin-i Uşāki hazretlerine vermeden ve ziyareti
hakkında bir şey söylemeden, Uşaki
hazretleri ona; "Git! Şehzadeye
söyle! Hemen İstanbul'a hareket etsin. Filan gün saltanat tahtına oturacaktır." dedi. Haberci, hemen Manisa'ya dönerek müjdeyi Şehzade'ye bildirdi. Şehzade Muråd, vakit geçirmeden İstanbul'a hareket etti. Balıkesir'e geldiğinde, Vezir-i
âzam Sokullu Mehmed Paşa'nın gönderdiği elçilerle karşılaştı. Elçiler, Sadrâzamın mektubunu Şehzade'ye verdiler. Mektubu okuyan Şehzade,
bu mektuptan babası Sultan İkinci Selim'in vefat ettiğini, Sadrâzamın ölüm haberini halktan sakladığını ve kendisini tahta çıkarmak üzere dâvet ettiğini öğrendi. İstanbul'a giderek, Hüsamettin-i Uşaki'nin haber verdiği zamanda, Sultan Üçüncü Murâd Hân nämıyla tahta geçti.
Bu hadiseden sonra, Sultan Murâd Hânın Hüsamettin-i Uşaki hazretlerine karşı sevgi ve hürmeti çoğaldı. Onun kâmil bir zât olduğuna güveni bir kat daha ziyadeleşti ve kendisini İstanbul'a dâvet etti. Bunun üzerine Hüsamettin-i Uşaki,
Uşak'tan ayrılıp, İstanbul'a geldiğinde;
Padişah, erkânı ve büyük bir halk topluluğu tarafından hürmet ve tázim ile karşılandı. Aksaray civarında oturması için Hüsamettin-i Uşāki'ye bir ev tahsis edildi. Bir müddet orada
kalan Hüsamettin-i Uşāki hazretleri, Padişaha yakınlığından istifade etmek isteyenlerin verdiği sıkıntı
yüzünden Uşak'a dönmeye karar verdi. Yol hazırlıklarının yapıldığını haber alan Padişah, bu büyük zâtın İstanbul'da kalması için ricâda bulundu. Uşaki hazretleri, Sultan Üçüncü Murad Hânın ricasını kabül
edip, İstanbul'da kalmağa karar verdi.
Padişahın emriyle Kasımpaşa civarında Hüsamettin-i Uşaki'nin adına bir dergâh inşa edildi.
Burada uzun zaman kalarak, çok talebe yetiştirdi. Sohbetlerinde çok kimseler kemåle geldi. Hilafet verdiği talebelerini Anadolu'nun çeşitli yerlerine, halka doğru yolu
göstermeleri için gönderdi. Hasan Uşäki İstanbul'a geldiği zaman, evliyânın büyüklerinden Ümmi Sinân hazretleriyle görüştü. Ümmi Sinân ona Halvetilik tarikatında hilåfet verdi. Şeyh Ahmed-i Semerkandi
ise, ona "Kübreviyye" ve "Nûr-i Bahşiyye yolunun hiláfetini vermişti. Hüsamettin Uşaki de bu yolları birleştirerek Uşakilik tarikatını kurdu.
PİR SEYYİD HASAN HÜSAMEDDİN UŞŞAKİ (ksa)
Şöyle anlatılır: "İnsanların
kalabalığından rahatsız olan
Hüsamettin Uşâkî, Pädişähtan hacca
gitmek ve Resûlullah efendimizi ziyaret etmek için izin istedi. Padişah kendisine izin verdi. Sefere çıkmadan önce, oğlu Mustafa
Efendiye hanımının hamile olduğunu söyleyerek; "Bizim bu fânî âlemi terketmemiz yakındır. O saâdetli oğlumun ismini Abdürrahîm koy
ve kendisinin ilim ve terbiyesi ile
meşgül ol." diye vasiyette bulundu.
Hüsamettin Uşakî, hac farîzasını yerine getirip geri dönerken, Konya'da rahatsızlandı ve 1594 (H.1003) senesinde orada vefat etti. Cenaze namazı Konya'da kılındı. Vasiyeti
üzerine İstanbul'a götürülmek üzere yola çıkarıldı. Konya välisi, yola çıkmadan önce Hüsamettin Uşaki'nin cesedinin kokmaması için ilaçlatmak istedi. Fakat oğulları ve talebeleri buna karşı çıkarak, Uşāki
hazretlerinin kokmıyacağını söylediler ve ilaçlatmadılar. Mübarek bedeni, hiç kokmadan İstanbul'a getirildi şimdiki kabrinin bulunduğu yere defnedildi.
Şöyle anlatılır: "Kasımpaşa'da, Uşākī hazretlerinin dergahı yakınlarında Ali Efendi isminde bir zät vardı. Ali Efendi misk satıcısı idi. Bir şey tartarken,
hak geçmesin diye çok dikkat ederdi. Ali Efendi, hac farizasını
yerine getirmek için Mekke-i mükerremeye gitmişti. Hacı olduktan sonra, Resül-i ekremin kabr-i şerîfini
ziyaret için Medine-i münevvereye gitmek istedi. Fakat ayaklarındaki bir hastalıktan dolayı gidemedi. Bu duruma çok üzüldü. Bir gece
rüyasında Peygamber efendimizi gördü. Peygamber efendimiz ona; "Ağlama! Kasımpaşa'da evladım
Hüsamettin-i Uşākīnin kabrini ziyaret
et, onu ziyaret etmek, beni ziyaret gibidir." buyurdu. Sonra İstanbul'a dönen Ali Efendi, hergün işe giderken Uşaki hazretlerinin kabrini ziyaret etmeği kendisine vazife ve âdet edinmişti. Vefât ederken bunu
çocuklarına vasiyet etti."
Hüsamettin Uşäki, çeşitli eserler yazdı. Bunlardan bazıları şunlardır: 1) Evråd-ı Kebîr, 2) Hizb-üt-Tesbih,
3) Ahzáb-ı Usbüiye,
4) Şerhu Virdi Settår.
Mahzuru İzale Ediniz: Bir zelzele yüzünden Hüsamettin Uşaki 'nin türbe ve dergahı harâb olmuş ve çökmüştü. Kabir, sokak zemininden çok aşağı kaymıştı. Yağmur suları kabre doluyordu. Zamanın Padişahı Sultan İkinci Abdülhamid Hân bir
gece rüyasında onu gördü. Uşakī hazretleri sultána, "Kabrimdeki mahzuru izāle ediniz." dedi. Sultan uyanınca, hemen yakını Hacı Ali Paşayı huzūruna çağırıp, rüyasını
anlattı. Sultan Abdülhamid Hân, dergâhın yerini bilmiyordu. Hacı Ali Pasava dergahın ve türbenin verini bulmasını söyledi. Hacı Ali Paşa,
Kasımpaşa'da dergahın ve türbenin yerini araştırarak, buldu. Dergâhın zelzeleden ve su baskınından sonra yıkık ve dökük bir hälde olduğunu sultana bildirdi. Sultanın emri ile,
dergâh ve türbe yeniden yaptırılarak şimdiki haline getirildi.
Seyyid Hasan Hüsameddin Uşşâkî Hazretleri (1475 - 1594) Seyyid Hasan Hüsameddin Uşşâkî Hazretleri, Halvetiyye tarikatının dört ana kolundan biri olan Uşşâkiyye şubesinin pîridir. Hem anne (Hz. Hasan) hem de baba (Hz. Hüseyin) kanalıyla Hz. Muhammed’in (s.a.v.) soyundan gelmesi sebebiyle "Şerif" ve "Seyyid" unvanlarına sahiptir. İşte bu büyük velinin derinlemesine hayat hikâyesi: 1. Buhara'dan Anadolu'ya Yolculuk Doğumu: 1475 (H. 880) yılında Buhara’da doğmuştur. Babası Hacı Teberrük adında zengin bir tüccardı. Manevi İşaret: Babasının vefatından sonra bir süre ticaretle uğraşan Hasan Efendi, rüyasında aldığı manevi bir emirle dünyalık mallarını kardeşi Mahmud Çelebi'ye bırakarak Anadolu’ya, Seyyid Ahmed-i Semerkandî Hazretleri’ne intisap etmek üzere yola çıkmıştır. Uşak Yılları: Uşak’ta elli yıl kadar irşat faaliyetlerinde bulunmuş, "Uşşâkî" (Aşıklar) lakabını hem bu şehirden hem de ilahi aşka olan bağlılığından almıştır. 2. İstanbul'a Davet ve III. Murad Hasan Hüsameddin Hazretleri, henüz tahta çıkmadan önce şehzade olan III. Murad’a padişah olacağını müjdelemiştir. Sultan III. Murad tahta çıktıktan sonra bu büyük veliye olan bağlılığıyla onu İstanbul’a davet etmiş ve kendisi için Kasımpaşa’da bir dergâh (Âsitâne) inşa ettirmiştir. 3. Tarikatın Temelleri (Câmîu't-Turuk) Uşşâkîlik yolu, Hasan Hüsameddin Hazretleri'nin birkaç önemli tasavvufi yolu mezcetmesiyle (birleştirmesiyle) oluşmuştur: Kübreviyye ve Nuri Bahşiyye: Ahmed-i Semerkandî’den bu yolların hilafetini almıştır. Halvetiyye: İstanbul’a geldiğinde büyük mürşid Ümmi Sinan Hazretleri ile görüşmüş ve ondan da Halvetiyye icazeti almıştır. 4. Vefatı ve Türbesi Ömrünün sonlarına doğru, 120 yaşlarındayken hac farizasını yerine getirmek üzere Hicaz'a gitmiştir. Dönüş yolunda 1594 (H. 1003) yılında Konya'da vefat etmiştir. Naaşı vasiyeti üzerine İstanbul'a getirilmiş ve Kasımpaşa'daki dergâhına defnedilmiştir. 5. Başlıca Eserleri Manevi reçeteler niteliğinde olan eserleri şunlardır: Evrâd-ı Kebîr: Günlük okunan önemli dualar ve zikirler. Hizbü't-Tesbîh: Tesbih duaları. Şerhu Virdi Settâr: Yahya Şirvani Hazretleri'nin meşhur virdinin şerhi. Hüsâmeddîn Uşâkî, ilk tahsîlini babasının nezâret ve himâyesinde tamamladı. Babasının vefâtı üzerine ticâretle meşgûl olmaya başladı. Üzüntü içinde uyuduğu bir gece, rüyâsında ona; "Boş yere ticâretin zahmetini çekmek, hakîkat ehli için zarar ve ziyândır. Arzun âhiret ticâreti, yâni Allahü teâlâya kavuşmak olsun. Gâyen sonsuz sermâyeyi elde etmek ise, dünyâ mallarından yüz çevirip, Anadolu'nun güzel şehirlerinden Uşak'ta oturan Seyyid Ahmed-i Semerkandî hazretlerine varıp teslim ol. Uzlet köşesine çekilip, dâimâ Rabbin ile bulun! " denildi. İşte bu mânevî işâretten ve almış olduğu emirden sonra kendinde bir başkalık hisseden Hüsâmeddîn Uşâkî hazretleri, bir an önce bu zâta kavuşmak arzusu ile yanıp tutuşmaya başladı. Babasından mîrâs kalan bütün mallarını, servetini ve kurulu ticâret düzenini kardeşi Mahmûd Çelebi'ye bağışlayıp, kalbinden dünyâ sevgisini uzaklaştırdı. Durmadan içini yakan aşk ateşinin tesiri ile, yaya olarak Buhârâ'dan ayrılıp yola çıktı. Aylarca süren zahmetli ve meşâkkatli yolculuklardan sonra, Erzincan vilâyetine geldi. O sırada Erzincan'da bulunan Seyyid Ahmed-i Semerkandî hazretleri ile karşılaşıp ona bağlanarak, sâdık bir talebesi oldu. Sonra hocası ile birlikte Uşak'a giderek oraya yerleşti. Hakîkî rehber olan bu büyük âlime bağlılığının kuvveti sâyesinde kemâle kavuşup, evliyâlığın yüksek derecelerine ulaştı. Seyyid Emîr Semerkandî hazretleri, kısa zamanda evliyâlık makâmına yükselen Hüsâmeddîn-i Uşâkî'ye, aldığı mânevî emir üzerine hilâfetnâme verdi. Hocası Seyyid Ahmed-i Semerkandî'nin âhirete irtihâlinden sonra, onun yerine geçti ve talebe yetiştirmeye başladı. Kısa zamanda ismi güneş gibi parladı ve şöhreti çok uzaklara yayıldı. O sırada devrin pâdişâhı, Sultan İkinci Selîm Hân idi. Pâdişâhın iki oğlundan biri olan Şehzâde Murâd, Manisa'da vâli idi. Şehzâde Murâd, Hüsâmeddîn-i Uşâkî hazretlerine, kendisinin sultân olup olmayacağını anlamak üzere, bir mektupla hizmetçisiniUşak'a gönderdi. Uşak'a varan haberci, doğruca Hüsâmeddîn-i Uşâkî'ye giderek, huzura kabûl edilmesini ricâ etti. Huzûra kabûl edilen haberci, daha mektubu Hüsâmeddîn-i Uşâkî hazretlerine vermeden ve ziyâreti hakkında bir şey söylemeden, Uşâkî hazretleri ona; "Git! Şehzâdeye söyle! Hemen İstanbul'a hareket etsin. Filan gün saltanat tahtına oturacaktır." dedi. Haberci, hemen Manisa'ya dönerek müjdeyi Şehzâde'ye bildirdi. Şehzâde Murâd, vakit geçirmeden İstanbul'a hareket etti. Balıkesir'e geldiğinde, Vezîr-i âzam Sokullu Mehmed Paşa'nın gönderdiği elçilerle karşılaştı. Elçiler, Sadrâzamın mektubunu Şehzâde'ye verdiler. Mektubu okuyan Şehzâde, bu mektuptan babası Sultan İkinci Selîm'in vefât ettiğini, Sadrâzamın ölüm haberini halktan sakladığını ve kendisini tahta çıkarmak üzere dâvet ettiğini öğrendi. İstanbul'a giderek, Hüsâmeddîn-i Uşâkî'nin haber verdiği zamanda, Sultan Üçüncü Murâd Hân nâmıyla tahta geçti. Bu hâdiseden sonra, Sultan Murâd Hânın Hüsâmeddîn-i Uşâkî hazretlerine karşı sevgi ve hürmeti çoğaldı. Onun kâmil bir zât olduğuna güveni bir kat daha ziyâdeleşti ve kendisini İstanbul'a dâvet etti. Bunun üzerine Hüsâmeddîn-i Uşâkî, Uşak'tan ayrılıp, İstanbul'a geldiğinde; Pâdişâh, erkânı ve büyük bir halk topluluğu tarafından hürmet ve tâzim ile karşılandı. Aksaray civârında oturması için Hüsâmeddîn-i Uşâkî'ye bir ev tahsis edildi. Bir müddet orada kalan Hüsâmeddîn-i Uşâkî hazretleri, Pâdişâha yakınlığından istifâde etmek isteyenlerin verdiği sıkıntı yüzünden Uşak'a dönmeye karar verdi. Yol hazırlıklarının yapıldığını haber alan Pâdişâh, bu büyük zâtın İstanbul'da kalması için ricâda bulundu. Uşâkî hazretleri, Sultan Üçüncü Murâd Hânın ricâsını kabûl edip, İstanbul'da kalmağa karar verdi. Pâdişâhın emriyle Kasımpaşa civârında Hüsâmeddîn-i Uşâkî'nin adına bir dergâh inşâ edildi. Burada uzun zaman kalarak, çok talebe yetiştirdi. Sohbetlerinde çok kimseler kemâle geldi. Hilâfet verdiği talebelerini Anadolu'nun çeşitli yerlerine, halka doğru yolu göstermeleri için gönderdi. Hasan Uşâkî İstanbul'a geldiği zaman, evliyânın büyüklerinden Ümmî Sinân hazretleriyle görüştü. Ümmî Sinân ona Halvetîlik tarîkatında hilâfet verdi. Şeyh Ahmed-i Semerkandî ise, ona "Kübreviyye" ve "Nûr-i Bahriyye" yolunun hilâfetini vermişti. Hüsâmeddîn Uşâkî de bu yolları birleştirerek Uşâkîlik tarîkatını kurdu. Şöyle anlatılır: "İnsanların kalabalığından rahatsız olanHüsâmeddîn Uşâkî, Pâdişâhtan hacca gitmek ve Resûlullah efendimizi ziyâret etmek için izin istedi. Pâdişâh kendisine izin verdi. Sefere çıkmadan önce, oğlu Mustafa Efendiye hanımının hâmile olduğunu söyleyerek; "Bizim bu fânî âlemi terketmemiz yakındır. O saâdetli oğlumun ismini Abdürrahîm koy ve kendisinin ilim ve terbiyesi ile meşgûl ol." diye vasiyette bulundu. Hüsâmeddîn Uşâkî, hac farîzasını yerine getirip geri dönerken, Konya'da rahatsızlandı ve 1594 (H.1003) senesinde orada vefât etti. Cenâze namazı Konya'da kılındı. Vasiyeti üzerine İstanbul'a götürülmek üzere yola çıkarıldı. Konya vâlisi, yola çıkmadan önce Hüsâmeddîn Uşâkî'nin cesedinin kokmaması için ilâçlatmak istedi. Fakat oğulları ve talebeleri buna karşı çıkarak, Uşâkî hazretlerinin kokmıyacağını söylediler ve ilâçlatmadılar. Mübârek bedeni, hiç kokmadan İstanbul'a getirildi şimdiki kabrinin bulunduğu yere defnedildi. Şöyle anlatılır: "Kasımpaşa'da, Uşâkî hazretlerinin dergâhı yakınlarında Ali Efendi isminde bir zât vardı. Ali Efendi misk satıcısı idi. Bir şey tartarken, hak geçmesin diye çok dikkat ederdi. Ali Efendi, hac farîzasını yerine getirmek için Mekke-i mükerremeye gitmişti. Hacı olduktan sonra, Resûl-i ekremin kabr-i şerîfini ziyâret için Medîne-i münevvereye gitmek istedi. Fakat ayaklarındaki bir hastalıktan dolayı gidemedi. Bu duruma çok üzüldü. Bir gece rüyâsındaPeygamber efendimizi gördü. Peygamber efendimiz ona; "Ağlama! Kasımpaşa'da evlâdım Hüsâmeddîn-i Uşâkî'nin kabrini ziyâret et, onu ziyâret etmek, beni ziyâret gibidir." buyurdu. Sonra İstanbul'a dönen Ali Efendi, hergün işe giderken Uşâkî hazretlerinin kabrini ziyâret etmeği kendisine vazife ve âdet edinmişti. Vefât ederken bunu çocuklarına vasiyet etti." Hüsâmeddîn Uşâkî, çeşitli eserler yazdı. Bunlardan bâzıları şunlardır: 1) Evrâd-ı Kebîr, 2) Hizb-üt-Tesbîh, 3) Ahzâb-ı Usbûiye, 4) Şerhu Virdi Settâr. Mahzuru İzâle Ediniz Bir zelzele yüzünden Hüsâmeddîn Uşâkî'nin türbe ve dergâhı harâb olmuş ve çökmüştü. Kabir, sokak zemininden çok aşağı kaymıştı. Yağmur suları kabre doluyordu. Zamânın Pâdişâhı Sultan İkinci Abdülhamîd Hân bir gece rüyâsında onu gördü. Uşâkî hazretleri sultâna; "Kabrimdeki mahzuru izâle ediniz." dedi. Sultan uyanınca, hemen yakını Hacı Ali Paşayı huzûruna çağırıp, rüyâsını anlattı. Sultanabdülhamîd Hân, dergâhın yerini bilmiyordu. Hacı Ali Paşaya dergâhın ve türbenin yerini bulmasını söyledi. Hacı Ali Paşa, Kasımpaşa'da dergâhın ve türbenin yerini araştırarak, buldu. Dergâhın zelzeleden ve su baskınından sonra yıkık ve dökük bir hâlde olduğunu sultâna bildirdi. Sultânın emri ile, dergâh ve türbe yeniden yaptırılarak şimdikii hâline getirildi. 1) Sefîne-i Evliyâ; c.4, s.179 2) Mir'ât-ı İstanbul; c.1, s.529 3) Tam İlmihâl Seâdet-i Ebediyye; (49. Baskı) s.1065 4) Hadîkat-ül-Cevâmi'; c.2, s.23