Mehmed-i Fehmi Dede (Ks) Çekirge şeyhi ve dervişleri odalarına uğrar zikir yaparlarmış ve gittiklerinde küçük Fehmi onlan taklit eder büyükler de onu taltif edermiş. Askerliğini Çanakkale'de yapmış ve birinci dünya savaşı çıkınca orada topçu çavuşu olarak vazife almış. Bulunduğu mevziye düşen bir şarapnel parçası ile iki arkadaşı şehit olmuş. Kendisinin de kafasında küçük bir yumurta girecek kadar bir yarık oluşmuş ve şehadet parmağı yarı yerden kopmuş. Dokuz sene askerliği nihayetinde otuz yaşında memlekete dönmüş. O arada savaş kızışmış. İmam olduğundan askere alınmayan kardeşi de Yemen cephesine sürülmüş ve orada şehit olmuş. Evde abisinin ailesi, üç kızı, bir oğlu, bir de yaşlı anneleri üzerine yük olarak binmiş. 1922 senesinde otuz iki yaşında evlenmiş ve meşakkati daha da ziyadeleşmiş. Zor bir dönem içine girmiştir.
" Hüsnü Gülzari hazretlerine ilk halifesi olarak vazife yapmış, Hüsnü Gülzari hazretlerinin manevi yüklerini paylaşmış ve onun himmet ve teveccühüne ulaşmış. Kamil bir mana eridir. Sungurlu'nun Tirkeş köyünde 1891 yılında doğmuştur. Çiftçi ailesinin çocuğudur, haneleri o dönemde meşayihin uğrak yeriymiş.
Dervişliğe geçişi büyük kızılköyündeki arkadaşlarının Hüsnü Gülzari hazretlerine intisabından sonra kendisini yalnız bırakmaları, avam
iken yapmış olduklan bazı nakıs
işleri terk etmeleri sayesinde onun
da kafasına soru işaretleri düşmüş. Bilahare arkadaşları ile yapmış olduğu istişare ve nihayetinde maneviyatta almış olduğu manevi
emir ve ikazlarla Hüsnü Gülzari
hazretlerine 1932 senesinde intisap
etmiş. Hüsnü Gülzari hazretleri
Tirkeş yakınlarından geçerken,
burada koçluk bir kuzu var, ama
daha kendinden haberi yok dermiş.
Hüsnü Gülzari'ye biat ettikten sonra
gözyaşının hiç kurumadığı ağlayarak
irşat olduğu anlatılır. Hüsnü Gülzari
hazretleri dualadığı dervişi Mehmedi
Fehmi'ye teslim eder. Dervişleri Fehmi
efendi yetiştirirdi. O dönemde şunun
bunun dervişi diye bir şey yoktu
herkes birbirini sever ve sayardı.
Başlangıçta gevşek tuttuğu dervişlik
mesleğini Hüsnü Gülzari hazretlerinin
teveccühleri, irşat ve ikazları ile
ilerletmiş ve nihayetinde hilafete hak
kazanmıştır.
Hüsnü Gülzari hazretleri "oğul
biz seni gözlüyoruz ama sen gaflettesin hala" diyerek teşvik etmiş. "Efendim ben de sizin gibi olabilirmiyim" sorusuna olumlu cevap aldığında. "Elbette oğul biz boşa konuşurmuyuz" cevabını alınca. Artık hummalı bir gayretin içine girmiş ve nihayetinde maksat ve muradına
ermiştir.
Mehmedi Fehmi efendi idraklerin ötesinde ziyade hizmette bulunmuş Hüsnü Gülzari'nin yükünü hafifletmiş, Sungurlu, Çorum ve Çankırı köylerine tarikatın yayılmasında büyük hizmetleri geçmiştir. Hüsnü Gülzari Musa A.S. ise Fehmi efendi onun kardeşi Harun A.S. gibiydi desek yerinde bir tesbit yapmış oluruz.
Mehmedi Fehmi orta boylu, hafif esmere yakın buğday benizli bir zattı. Ceket ve şalvar tipinde pantolon giyer, beline kuşak bağlardı. Başına külah şeklinde başlık, takke giyer yolda
böyle dolaşırdı. Baston kullanırdı. 1948 senesinde deniz yolculuğu ile hac yapmıştır.21 Haziran 1967 senesinde Allahın vasi rahmetine
kavuşmuştur.
İbrahim İpek efendi cem esmalarına
kadar hilafetli kamil halife Mehmedi Fehmi efendi rehberliğinde yürümüş bilahare icazeti Hüsnü Gülzari hazretlerinden alıp Fehmi efendiye de imzalatarak meşihet postuna oturmuştur. Mehmedi Fehmi efendi celalli tarikatın usul ve füruundan taviz vermez bir mizaca sahip zat imiş. Meclisinde malayani konuşmaz ve konuşturmaz. Yanlış işleri anında ikaz edip düzeltir. Serkeşliğe ve gevşekliğe tahammül göstermezmiş.
Bir keresinde Hüsnü Gülzari hazretlerinin meclisinde iken fuzuli hareket yapan ihvanlara kızarak, efendim bunlara hep sen yüz veriyorsun. Bana bırak bak bunları
nasıl hemen yola sokuyorum diye
sitem etmiştir.
-Hüsnü Gülzari'nin kabrine ihvanla ziyaret eden İbrahim İpek efendi Tirkeş köyüne geldiğinde yorgun ve rahatsız olduğundan, ihvana siz ziyaret edin ben arabanın içinde okuyayım diye müsaade etmiş. İhvan tepeye çıkarken o murakabede ihlas ve fatiha okumuş. O arada hakikatte kendisine iki reşat altını arz etmişler. Birinde Hüsnü Gülzari'nin
resmi diğerinde de Mehmedi Fehmi
efendinin resmi varmış. Yani birini
diğerinden ayırma, git onu da başında
ziyaret et demişler. İbrahim İpek
efendi bunun üzerine gidip kabrin
başında ziyareti tamamlamış.
İbrahim İpek efendi 15 yaşında dualanmak isterken Fehmi Dededen değilde Hüsnü Gülzariden el tutmak istemiş. Bir gün maneviyatında bir köyde mahkeme kurulmuş. Hakim sen niye ikisini ayırıyorsun. Şeyhleri tasdik etmiyorsun dedikte İpek efendinin kalbine ***huriyet hakimleri sakalsız olur ama bu sakallı kim ola diye sormuş. Caferi Sadık
demişler. Bunun üzerine İbrahim İpek
efendi hangisi gelirse dualanmaya
karar vermiş ve Hüsnü Gülzari 'ye
dualanmış.
Bu maneviyatlardaki hakikat üzerine
bir ara kitabın ismini Reşadeyn (iki Reşat altını) koymayı düşündüm. Bilahare ipek yolu kitabını okuyan bazı ihvanların sitemleri doğrultusunda, bu kitaplarda Hasan efendi anılmamış, Hüseyin efendi anılmamış, Hayrullah efendi
anılmamış gibi laflardan dolayı.
Kitabın ismini Gülzari Hüsniya (Hüsnü
Gülzari'nin Gül Bahçesi) koyup bahçe
sahibine ve yetiştirdikleri kamilleri
kısa hal tercümeleri, kemalat,
keramet ve seçilmiş divanları ile yad
etmeye karar verdik.
-Hilafet aldıktan sonra da bir
keresinde maneviyatımda Mehmedi Fehmi efendi yanında bir arkadaşı ile beraber Tirkeş Köyünün üst yanında kabrinin bulunduğu tepenin yamacına
yol kenarında bir kuyu kazıyor. Kovayı
kuyunun içine sallandırıp su çıkarıyor
ve suyu bize tatmamız için uzatıyor.
Başlangıçta bulanık olan su bilahare
durulup güzel tatlı bir hal alıyor. Ve
Mehmedi Fehmi efendi yanındaki zat
ile birlikte ayrılıp gidiyorlar.
- Mehmedi Fehmi efendi oğlu
Hüsnü hafıza gençken yaptığı bazı
nahoş olaylardan dolayı kızar, yaptığı
işlerden rahatsız olur bu rahatsızlığını
Hüsnü Gülzari hazretlerine iletirmiş.
Hüsnü hafız bir keresinde Hüsnü
Gülzarı'yı son deminde hasta iken
ziyaret etmiş, Hüsnü Gülzari "Hafız
oğul yanıma gel" deyip elini elinin
içine almış ve "sen babana bakma,
kendisi gençken her haltı karıştırmış,
şimdi kemali bulunca eskiyi unutmuş.
Seninde kendi gibi olmanı istiyor. Her
şeyin bir vakti var. O da olur inşallah
değilmi oğul" deyip onun gönlünü
almış. Ve bu hareketi ile Hüsnü hafızı
yola kazandırmış.
- Ibrahim İpek efendi şimdiki
yattığı tepeye gömülmeyi arzu eden Mehmedi Fehmi efendiye sebebini sormuş. O'da "oğul Cebrail Aleyhisselam bir kuş şeklinde gelip
kanadının ucu ile oraya defnedilmemi
işaret etti buyurmuş. "Hem bir sebebi de orada yatarken şeyhim Hüsnü Gülzari'nin Müdü'deki yattığı yeri seyredeyim, güzümü ondan
ayırmayayım" demiş.
Hüsnü Gülzari vefat ettikten
sonra, Fehmi efendi Karaçaylı kamil
dervişlerin olduğu bir mecliste onlara
biat tazelemek ve dualamayı teklif
etmiş. Onlar da bizim biatımız biattır. Biz seni rabıta ederiz. Kifayet eder demişler. O da doğru söylediniz, ben sizi denemek için bu teklifi yaptım
demiştir.
İbrahim İpek efendi de gerek Uşşaki
tarikatı olsun, gerek sair tarikatlardan
olsun kendisine biat etmek isteyenleri
dualamaz biz eski dervişe rabita
veriyoruz, yoksa dervişi yeniden
derviş yapmıyoruz derdi.
-Hüsnü Gülzarinin vefatından sonra
Mehmedi Fehmi efendi hacca giden
Hüseyin Murat Efendiye hilafetini
verememiş, hilafeti hak ettiğini
vasiyet etmiş ve İbrahim İpek efendi
vasiyeti yerine getirmiştir. Büyük kızıl
köyündeki cem dervişi Arif efendiye
hilafet teklif ettiğinde o kabul
etmemiş. Zorlandığında ise "efendi
basiretini de veriyorsan alayım.
Ben
dergaha gelenlerin hallerini az çok
basiretle ayırt edemezsem ben bu
yükün altına giremem" demiş ve
imtina etmiş. Bilahare Ayvatlı Yusuf
Efendiyi imtihan etmiş, biraz kısmık
olan Yusuf Efendi'yi Mehmedi Fehmi
Efendi hazretleri değişik zamanlarda
kendisinden imtihan için istediği
şeyleri vermede gönülsüz olduğunu
görünce "Bu ne öter, ne de yumurtlar,
bundan şeyh ne olmaz" deyip
vazgeçmiş. Bilahare Paşa Polatlı
Osman Bahri efendiye icazet yazıp
görevlendirmiş. Kısa hal tercümesine kitapta yer vereceğimiz Osman Bahri efendi de yine Hüsnü Gülzari hazretlerinin dervişi olan Yozgatlı Ahmet Efendiye icazet yazmış
ve kolun ve hizmetin devamını
sağlamıştır.
-Ibrahim İpek efendinin gençliğinde ziyaretine gittiği Mehmedi Fehmi efendi, hizmetinde bulunan damadı Osman Efendiye "Osman bak her tarafı kar bürüdü, güneş batmak
üzere, bizi ziyaret gelen bir genç yolu şaşırdı, yanlış gidiyor, koş köpeklere yem olmadan al da buraya getir buyurmuş.
Bunun üzerine dışarı çıkan Osman
efendi bakmış İbrahim İpek Efendi
aşağı Beşpınar istikametine dereye doğru yanlış tarafa gidiyor. Osman efendi kim olduğunu bilmediği o gence doğru "deli deli herif buraya. doğru gel diye bağırmış. Bilahare onu odaya kadar getirmiş. Çoluk çocuk İbrahim İpek efendi ile deli deli diye alay ediyorlarmış. Fehmi dede dışarı çıkıp "siz alay edin bakalım.
O yakında sizin şeyhiniz olsun da
görün" demiş.
- Fehmi dede hilafetten sonra bir
dönem sigara içmeye devam
etmiş.
Bu arada Sungurlu'nun Çavuşçu
köyündeki Nakşi meşayihi Mehmet
efendi
ile karşılaşmış. O zat Fehmi
dedeye "sigara içmek mekruhtur. İrşat
ile uğraşanlar örnek olmalılar. Bunu
icme" dedik de kendisi "cenabı
hak
bana her şeyi bildiriyor. Arşı, kürsü
gösteriyor. Eğer bu zararlı olsaydı
bana bildirirdi" demiş. Bunun üzerine
o zat "sen hiç bunun zararlı olup
olmadığını danıştın mı?" dedikde
istihare yapmış, maneviyatında
cennette olduğunu ve efendimiz
SAV ziyarete gittiğini görüyor, fakat
önünde bir duman göreceklerini
perdeli görmekte "bu duman da ne",
diye sorduğunda "işte bu sigaranın
dumanı
ve zararı" demişler. Bunun
Üzerine sigarayı bırakmış ve o zat ile
bir daha görüştüklerinde sarılmışlar.
"Mübarek Allah razı olsun işte
bak mis gibi kokmaktasın" deyip
muhabbetleşmişler.