1. Şeyh Zâhid Muhammed Geylânî (1215–1301) Geylân’ın Güneşi ve Safeviyye’nin Öncüsü Soyu ve Gençliği: Şeyh Zâhid, Hazar Denizi'nin güneyindeki Gilan bölgesinin Siyavurud köyünde doğmuştur. Asil bir aileye mensuptur. Gençliğinde hem zahiri ilimlerde hem de batıni ilimlerde derinleşmek için bölgedeki tüm medreseleri ziyaret etmiştir. Rivayet edilir ki, daha genç yaşlarında bile vaktinin çoğunu ormanlarda ve dağlarda ibadetle (halvet) geçirirdi. Manevi Yolculuğu (Sülûku): Zâhid Geylânî, Şeyh Cemâleddin Tebrîzî’ye intisap etmiştir. Şeyhi ona o kadar güvenirdi ki, kendisinden sonraki tüm irşad yetkisini ona bırakmıştır. Onun döneminde "Zâhidiyye" yolu, sadece bir tarikat değil, aynı zamanda sosyal bir yardımlaşma ağına dönüşmüştür. Moğollarla Mücadelesi ve Siyaset: Onun yaşadığı dönem Moğol istilasının en karanlık yıllarıdır. İlhanlı hükümdarı Gazan Han, Şeyh Zâhid'in manevi otoritesinden çekinmiş ve ona büyük hürmet göstermiştir. Şeyh, bu otoritesini halkı Moğol zulmünden korumak ve vergi yüklerini hafifletmek için kullanmıştır. Safiyyüddin Erdebîlî ile Karşılaşması: Hayatının en önemli olayı, müridi ve damadı olacak olan Safiyyüddin Erdebîlî ile tanışmasıdır. Şeyh Zâhid, müridini öyle bir yetiştirmiştir ki, bu yol daha sonra "Safeviyye" olarak dünya tarihini değiştirecek bir siyasi güce dönüşmüştür. 2. Kutbüddin Şirâzî (1236–1311) İlim Dünyasının "Allâme"si ve Anadolu Kadısı Tıp ve Deha: Şiraz'da doğan Kutbüddin, henüz 14 yaşındayken babasının vefatı üzerine Şiraz'daki hastanede cerrahlık ve tabiplik yapmaya başlamıştır. Bu yaşta gösterdiği başarı, onun "dâhi" olarak anılmasını sağlamıştır. Astronomi ve Fizik Devrimi: Bağdat ve Merâga'da Nasîrüddin Tûsî ile çalışırken Batlamyus astronomisindeki hataları fark etmiş ve kendi gezegen modellerini geliştirmiştir. Optik alanındaki çalışmaları (özellikle ışığın kırılması üzerine), Newton'dan yüzyıllar önce gökkuşağının sırrını çözmesini sağlamıştır. Anadolu ve Mevlevîlik: Anadolu Selçuklu Devleti'nin en çalkantılı dönemlerinde Konya, Sivas ve Kayseri'de bulunmuştur. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'nin sohbetlerine katılmış, onun meclisinde musiki ve sema ile ilgilenmiştir. Moğolların Anadolu valisi olan Geyhatu Han nezdinde elçilik yapmış, Anadolu halkının haklarını savunmuştur. Eserlerinin Derinliği: Dürretü’t-Tâc: Felsefeden müziğe kadar her şeyi içeren 5 bölümlük bir ansiklopedidir. Nihâyetü’l-İdrâk: Astronomi alanında yazılmış, Orta Çağ'ın en gelişmiş kitabıdır. 3. Kutbeddin İznikî (ö. 1418) Osmanlı'nın İlk Büyük Eğitimcisi İlim Silsilesi: Niğde'den İznik'e hicret eden bu büyük zat, Osmanlı Devleti'nin kurumsallaşma sürecinde "Eğitim Bakanı" gibi rol oynamıştır. Molla Fenârî gibi isimlerle olan yakınlığı, Osmanlı düşünce yapısının (fıkıh ve tasavvuf sentezi) temellerini atmıştır. Sadelik ve Halk İrşadı: O dönemde âlimler genelde Arapça ve Farsça yazarken, Kutbeddin İznikî halkın dini doğru öğrenmesi için ısrarla Türkçe yazmıştır. Miftâhu'l-Cenne kitabı, Osmanlı köylerinde asırlarca "Mızraklı İlmihal"den sonra en çok okunan başucu kitabı olmuştur. Tasavvufi Tavrı: Zühd ve takva sahibiydi. Şöhretten kaçınmış, vaktini İznik Medresesi'nde talebe yetiştirmeye ve ibadete adamıştır. Türbesi bugün bile İznik'in en önemli manevi duraklarından biridir. 4. Cemaleddin el-Bâz (Bâz Hazretleri) Geylânî Yolunun "Keskin Bakışlı" Mürşidi Neden "Bâz" Denilmiştir? "Bâz" (Doğan kuşu), tasavvufta yüksek hakikatleri görebilen ve nefis avcısı olan kâmil mürşidleri temsil eder. Cemaleddin Hazretleri, müridlerinin kalbindeki gizli hastalıkları bir bakışta teşhis ettiği için bu lakapla anılmıştır. Anadolu-Kafkasya Hattı: O, Abdülkadir Geylânî'nin öğretilerini Kafkasya'nın sarp dağlarından Anadolu'nun içlerine kadar taşımıştır. Onun tebliğ metodu, zorlamadan ziyade hal diliyle (yaşayarak) örnek olmaktı. Özellikle ahilik teşkilatları içinde manevi bir rehber olarak kabul edilmiştir. 5. Rükneddin Alâüddevle-i Semnânî (1261–1336) Saraydan Dervişliğe Uzanan Büyük Dönüşüm Saray Hayatını Terk: Semnânî, çok zengin bir ailenin çocuğu olarak İlhanlı sarayında büyüdü. Argun Han’ın en yakın adamlarından biriydi. Ancak bir savaş meydanında yaşadığı manevi tecrübe (vecd hali), hayatını tamamen değiştirdi. Tüm rütbelerini bıraktı, kölelerini azat etti ve malını dağıttı. Vahdet-i Şuhûd ve Eleştirileri: Muhyiddin İbn Arabî’nin "Vahdet-i Vücud" fikrine karşı "Vahdet-i Şuhûd" (Varlığın değil, şuhûdun/görüşün birliği) fikrini geliştirmiştir. Bu, İslam tasavvuf tarihinde çok büyük bir felsefi tartışmayı başlatmıştır. Yedi Latife Kuramı: İnsan ruhunun yedi farklı derecesi (Latife-i Kalbiye, Ruhîye, Sırriye vb.) olduğunu ve her birinin Kur'an'daki bir peygamberin maneviyatıyla bağlantılı olduğunu savunmuştur. Bu kuramı sayesinde tasavvufi psikolojinin öncüsü kabul edilir.